Biliyor musun benim içinde mutlu olduğum bir evim olmadı hiç?
İçinde mutlu olduğum bahçe oldu, ayakkabım oldu, arkadaş grubum oldu da ev mevzusu pek karışık. Evler ağır kusurlu ve ruhuma darlanmalı geldi hep. Mümkün mertebe pencereleri açık hatta tavanı açık mekanlarda huzur duyuyorum. Camlar kocaman kocaman olsun ışık gelsin hava gelsin mikrop girsin hayat girsin gibi kaygılı kaygılı bakıyorum kuçük camlı evler karşıma çıktıkça. Ev alma/kiralama hallerinde ise doğrudan bu kapıyı kaldırsak bu camı yere kadar yapsak tarzı sorularla ev sahiplerini ve aile efradını delirtmeye gayret ediyorum. Cam mevzusu önemli. Büyüklüğü kadar işlevselliği de önemli haliyle. Açılabilmeli hem de ardına kadar.. Tavanda camı olan bir evde yaşadım ve pek huzur verirdi bana o cam. Gökyüzüne geceleyin bakıp yıldızları ve kayıp giden yapraklara ilişik hayalleri saymak pek keyifliydi. Ama bitti.
Büyük camlar ısı kaybı ve güvenlik zaafıymış. Eeee? Mecburum yani camlara demir parmaklık koydurmaya.. Ev yaptır sonra :camlara parmaklık. Hapishanenin gönüllü versiyonu. Nasıl huzur bulabilir ki insan demir yığınının ardından bakarken dışarıya..
Evine trambolin koyduran ender insanlardan olabilirim. Fırsat verilirse tabii. Hatta direk dansı için direk, merdiven yerine kaydırak, banyoya kocaman cam ve çatıdan aşağıya sarkan evi saran türden çiçekler ekmeliyim. Haleti ruhiye bu olunca aranan ev hiç bulunamıyor. Camlardan gayrı beklentiler denize sıfır, denize tepeden bakan bir kayalığın tepesinde, insanlardan uzak ama insanlara yakın, ege iklimli yunan tipli az da dağ evi havasında bir karışım bırakın hazırda bulunsun tamamiyle para esasıyla inşaası gene de az mumkun bir ihtimale dönüşüyor.
Şartlarımın hangisinden vazgeçmeye meyletsem bir bakıyorum ki hepsi birden ağır hasar almış ev ola ola komşu hasan abinin tasarımı balkonu odaya katmış bahçeye tavuk salmış bi de kümesten bozup ev yapmış haline dönüyor.
Yani ... olmuyor olmuyor istesem de..


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder