3 Nisan 2015 Cuma

Aslolan manyaklıktır..

Biliyor musun benim içinde mutlu olduğum bir evim olmadı hiç?
İçinde mutlu olduğum bahçe oldu, ayakkabım oldu, arkadaş grubum oldu da ev mevzusu pek karışık. Evler ağır kusurlu ve ruhuma darlanmalı geldi hep. Mümkün mertebe pencereleri açık hatta tavanı açık mekanlarda huzur duyuyorum. Camlar kocaman kocaman olsun ışık gelsin hava gelsin mikrop girsin hayat girsin gibi kaygılı kaygılı bakıyorum kuçük camlı evler karşıma çıktıkça. Ev alma/kiralama hallerinde ise doğrudan bu kapıyı kaldırsak bu camı yere kadar yapsak tarzı sorularla ev sahiplerini ve aile efradını delirtmeye gayret ediyorum. Cam mevzusu önemli. Büyüklüğü kadar işlevselliği de önemli haliyle. Açılabilmeli hem de ardına kadar.. Tavanda camı olan bir evde yaşadım ve pek huzur verirdi bana o cam. Gökyüzüne geceleyin bakıp yıldızları ve kayıp giden yapraklara ilişik hayalleri saymak pek keyifliydi. Ama bitti.
Büyük camlar ısı kaybı ve güvenlik zaafıymış. Eeee? Mecburum yani camlara demir parmaklık koydurmaya.. Ev yaptır sonra :camlara parmaklık. Hapishanenin gönüllü versiyonu. Nasıl huzur bulabilir ki insan demir yığınının ardından bakarken dışarıya..
Evine trambolin koyduran ender insanlardan olabilirim. Fırsat verilirse tabii. Hatta direk dansı için direk, merdiven yerine kaydırak, banyoya kocaman cam ve çatıdan aşağıya sarkan evi saran türden çiçekler ekmeliyim. Haleti ruhiye bu olunca aranan ev hiç bulunamıyor. Camlardan gayrı beklentiler denize sıfır, denize tepeden bakan bir kayalığın tepesinde, insanlardan uzak ama insanlara yakın, ege iklimli yunan tipli az da dağ evi havasında bir karışım bırakın hazırda bulunsun tamamiyle para esasıyla inşaası gene de az mumkun bir ihtimale dönüşüyor.
Şartlarımın hangisinden vazgeçmeye meyletsem bir bakıyorum ki hepsi birden ağır hasar almış ev ola ola komşu hasan abinin tasarımı balkonu odaya katmış bahçeye tavuk salmış bi de kümesten bozup ev yapmış haline dönüyor.
Yani ... olmuyor olmuyor istesem de..


mükemmel derecede biçimsiz

        Kulaklarında bir uğultu ile uyanmak, aynı anda biçimsiz bir şekilde ayağının altının kaşınması ve sırtının kanapede uyumaktan tutulması sıradan bir insanın sıradan bir sabahıdır belki. Ve ben sadece fazlasıyla düşünüp hiçbirşey yapmıyorum aslında. Ya da düşünmek fazlasıyla değildir de sadece çok sıkılmaktan dolayı kendimi önemli ve meşgul hissetmek için yaptığım birşeydir.
         Ellerim güzel sayılmaz. Ama güzel olmalarını isterdim, vücudumun geri kalan kısmının çok güzel ve sağlıklı olmasını istediğim gibi. 20lerimdeyken sıradan ve zevksiz ama düzgün bacaklı bir zamansal dilimde yaşarken, bunu çok önemsemezdim. Şimdiyse hem tombul hem zevksiz hem de uyuz biri oldum. Herşeyin kafamdaki mükemmele uyduğu ölçüde alınabilirliği/giyilebilirliği/yaşanabilirliği/tüketilebilirliği ve hadi işi iyice zevzekliğe vurayım mutlu edebilirliği var. Sürdürebildiğim tek iddiam ise hümanist ve düşünceli olmak. Oysa gizli ırkçı ve basbayağı insani ölçüde bencil ve önyargılıyımdır.
En mutlu olduğum zaman dilimi uzaklara kaçabildiğim ve dönmemeyi başarabildiğim anlardı. Beni bağlayan tüm iplerin koparılabilir ve incecik olduklarını düşündüğüm ufacık saniyeler. Sonra hep bir bahane bulup döndüm ve bunda da başarılı bir sürdürülebilirlik yakalayamadım.
Aslında biliminsanı falan olacaktım, büyük buluşlar yapacaktım, ya da süpermen gibi süzülecektim gökyüzünde, en azından balık gibi o okyanus senin bu okyanus benim yüze yüze dolaşacaktım. Planladığım gibi olmadı. Aşık falan oldum. Çocuk yaptım. Kariyeri pek sallamadım o kendi kendine oldu. Hayatımdaki hiçbir şey ekstrem bir güç gerektirmedi. En acıklı yerinde bile beni sarmalayan yumuşak bir iklim vardı. Kulağıma İzzy'nin over the Rainbow'undan, ya da Boccelli den birşeyler mırıldanan ılıman bir yumuşaklık.
Gerçek...
Gerçek ile arzulanan gerçeklik arasında reklamlarda super güzel yeşillikler içindeki evlerinde yaşayan insanların duvar boyası ile  bizim evin laz muteahidinin yaptığı yamuk duvara ne sürersen sür öyle olmayacağı bağlantısı mevcut.
Eğreti ve 38lik kısmı bitmiş her tarafı iyi olduğu kadar şikayet dolu az defolu mal işte.
Türkçe dil paketi güncellemesi mevcut ama bazı yerlerde hala ikinci kanal yayın hatta ne ikisi.. düşünürken uyurken konuşurken ve özellikle dilerken karmaşası kendisi gibi hepsinden az alıp çok büyük bişi yapma gayretiyle saçmalayan program.
Jaguar E type 1960lar ve katamaran tipi tekneler seviyorum. Çok mühim bir mevzuymuş gibi ev alıp aslında tekne istiyorum ama kimseyi ikna edemiyorum gerekliymiş gibi. Portakalların rengini ve kokusu güzel ama tadını sevmiyorum. Aynı mandalinaları sevmediğim ve limonun tadına bayıldığım gibi. Beni anlayıp her daim dinleyecek kadar sabırlı arkadaşlarım okyanusötesi ülkelerde ve ben çok yalnız oldugum gerçeğiyle yüzleşmemek adına hep mil puanlarımın bilete yetecek miktarda olmasına ve sanırım gidebilecek durumda olmaya özen gösteriyorum. Aslında içimde çok komiğim ama espirilerim anlaşılmadığı için gülen sayısı biraz 0'a yakınsıyor. Kafamın çalışma prensibi diferansiyel hesapla emme basma tulumbayı çalıştırmayı anlatmak gibi. Kendi basit yolu entrika.
Şimdi çoktan seçmeli sınavlarda yanlış sütüna işaretleme yaptım da birinci oldum gibi hayatım var. Benden başka kimseye söylemiyorum kendime gayet zeki ve mutlu süsü verip gururla yürüyorum.
Sahi bi ben mi böyleyim?