10 Haziran 2015 Çarşamba

Duvardan duvara

Ben bir göçmen kızıyım.

Doğduğum topraklarda  yabancıydım, iki devlet kavga etti kendi arasında. Yakın bir arkadaşım karşı çıktı yan sınıftan defolun pis türkler diye bağıran çocuğa.Annem kireç gibi bembeyaz geldi eve. Polisler babamı aldı götürdü. Üç gün haber alınamadı hiç bir türk babasından. Sonra hepsi solmuş yüzlerle evlerine geldi. Yeni adınız bu dediler baktım oyle nasıl yani ne demek ki bu diye. Nenem bu yaşta bulgar oldu işte. Sonrası hep sessizlik. Türkçe konuşmadı ne annem ne babam bizimle.Sadece susarak anlaştılar bir şekilde.
 İki devlet kavga etmekten sıkıldı birdenbire. Bir trene ya da konvoya katıp türkleri haydi defolun burdan dediler hepimize . 

Türkiye vatanımızdır bizi bağrına basacak, herkes türk. Bize kimse kızamayacak türkçe konuştugumuz için ,türkçe adımız oldugu ya da kurban kestigimiz için ya da sünnet olmak için saklanmayacak kimse bizi kovmayacakları topraklara gidiyoruz dediğinde annem babam, üzülsem de gururum yuzunden az agladım beni kucaklayan arkadaşımın omzunda.Beraber dizlerimizi kanatmış,sümüklerimizi kollarımıza beraber silmiş hatta evden kaçıp köye gitmeyi denemiştik.O türk degildi o da beni kovmuş sayılır mıydı peki?


Işıklara boğulmuş bir şehre geldik.Gecesi bile gündüz kadar aydınlık. Adımımızı toprağa basınca huzur duyacaktım ama bastıgım anda göçmen kızı oluvermiştim. giydiği kıyafetlerden dolayı hafif(meşrep) hedeflerinden dolayı düşüncesiz.
Etek boyum hep diğerlerine göre kısa kalmış gibiydi. Annem forma alamadığı için eldeki kumaşlardan dikmişti.Cetvelle ölçünce dizime gelirdi herkesin eteği gibi halbuki .

"Zaten siz göçmenler.." diye başlayan cümleler uçuşuyor etrafta, "geldiniz devlet size çok yardım etti .."."iş verdi" ,"aş verdi"
evet etti, kabul iki çuval un bir çuval mercimek verdi hane başına..yedik bitti. Karşılığında bizi göçmen statüsüne geçirdi.
"Ev yaptınız,kadınlarınızı çalıştırdınız,ayıp denen şey var" denildi. Kadın olarak çalışmak ayıp sayılıyormuş. tanrı latin harfleriyle okuyanları arapçadan okuyanlara göre daha az seviyormuş,deftere sevap değil de günah yazıyormuş diyor hacdan dönen teyze.
 Annem dünyanın bir ucu gibi gelen bir yerde ve ikinci üçüncü bir işte ekmek alalım diye çalışıyor. Yüzünü unutuyorum, okulda ogretmenim camla pencerenin arasındaki farkı bilmedigime gülüyor,ama olsun türk herkes kimse kovmuyor bizi, mutluyum. 

5. kata bidonlarla su taşıyoruz 3 km ötedeki çeşmeden. Alt kat komşusu lazmış, nasıl olur diyorum. hani burda türktü herkes diye soruyorum.

Babam universite mezunu ama demir taşıyor. yaşı 45, genç eleman aranıyor. Çöp temizliyor çöp kutularına çöpünü atamayanların ardından, çalışmak ayıp değil, elin ayağın tutarken dilenmek ayıp diyor. Babam ilk maaşını almış uçarak geliyor.Çok az ama olsun vatanımızda beraberiz işte. Gülüyoruz sarılıyoruz ağlıyoruz. Babam söz verdiği üzere Türkiye'ye geldiğimiz için perande atıyor.
İlk defa bakkal görüyorum. Vitrine kuzenlerim ve kardeşimle yapışıyorum. Aramızda bakkala gitme sırası için liste yapıyoruz. Gitmişken bakkaldaki rengarenk şeylere bakıyoruz. Babamla annem susuyor, annem babamın gözünü siliyor. İstersen dedenden kalan saati satalım dediğini duyuyorum.
Ertesi akşam babam eli cebinde ıslık çalarak geliyor. Bakkala salya akıtan bize 1 paket rulo gofret ve 6 adet sakız veriyor. Her gofret 3 parçaya dikkatle bölünüyor. O lezzet asla unutulmuyor. Annem sessizce babama soruyor. Olsun diyor babam onlar sevinsin,bir gün yemek yemezsem birşey olmaz üzülme diye annemi öpüyor.

Kardeşim,kuzenlerden ve benden küçülenleri giyiyor.En çok onun giysisi var ama aklı hep kot pantolon giymekte oluyor. Göçmen kızlarında kot yok. Babam bir sonraki maaş gününde biz topkapı pazarına götürüyor. Az defolu mutluluk herkes için. Aynanın onünde hep beraber türkçe konuşma pratigi var, göçmen değil türk olmak için her yol deneniyor.

Üniversiteyi kazanıyorum, göçmen degilim bu defa. geldiğim topraklar komünist, birdenbire komunist oluyorum. Dinsiz ateist komunist sıfatlarına uygun geçmişime göçmen olmakla bağdaştırıyor merkez. Konserde komunist olmaktan dolayı sağlam bir dayak yiyorum, sırtım bir ay mor geziyorum, sebep: yeşil parkadan yelek giyiyorum.

Annemle babam işe gidiyor, ev yaptırıyoruz.Kapıları olmayan, yerlere naylonlarla kartonlari serdiğimiz eve taşınıyoruz, olsun diyor annem bir kira parasına belki bu odaya kapı buraya da marley yaptırırız diyor. Babam kimyager ama radyo fabrikasında çalışıyor, asgari ucret ama hep mesaiye kalıyor. Olsun biraz daha dişimizi sıkalım sen de universiteye girdin bak az kaldı hayalin var diyor.Kardeşim yatılı okula gidiyor. Babam hastalanıyor.Devlete sigortası ödenmemiş, ilaçları annemin sigortası karşılıyor. gerekirse pencereleri tam, parkeleri olmayan evi satarız, baban iyi olsun diyor annem. Göçmen olduğum için babam hasta,biliyorum. ekmek parası kazanabilmek için kapı kapı dolaşmaktan yorgun düşüyor, üzüntüsünden yemiyor, içini kemiriyor göçmen kuş.
Annem 3. işi bırakıp sadece 2 işte çalışıyor. Babam göçmen olduğu için elleri karaya bulalı, ellerinin karası içini karartıyor. İyi bir profesör var, ermeni, babama seni anlıyorum, göçmen bir arkadaşım var o da mühendis ama şimdi ayakkabı fabrikasında mesaiye kalmadığı zamanlarda tv tamir ediyor, sonra da kulağına eğilip ben de ermeniyim ama kimseye soylemiyorum diyor. Babam bir sureliğine iyi oluyor.
Göçmen kızı olarak yüksek enerji fiziği ihtisası yapmak istiyorum.  İlk darbeyi kurula karşı çıkınca alıyorum. Göçmen olmak komunist olmaktı bir an için unutmuş bulunuyorum, okuldan uzaklaştırma alıyorum. Sebep: lenin ve karl marxin yanına kuran okuyorum. Enerji yuksek devirde teorileri kül ediyor. 
Ben bir goçmen kızıyım. 
Hep türk gibi türkçe konuşmaya çalışmış, duvardan duvara halının duvarlara degil yerlere serildigini 20 sene sonra anlamış, komunist ve hafifmeşrep olmakla en çok sıfatlaştırılmış haldeyim. Çocuklugum iki farklı ülkede sürünüyor, ilk gençliğim ağır hasarlı. Ama hep gururlu olmak ve çalışarak herşey olur üzerine fikirler kazınmış beynime. Çok çalışıyorum hem okula gidip hem iş buluyorum. Anneme yük olmuyorum, çünkü tek başına kardeşimle bana ana baba olmaya çalışıyor. Adamın biri işyerinin kapısına dayanıp anneme pardon, birşey görüşebilir miyiz diyor. Annem buyrun diyor. Gelen giden çok orası hastane çok normal birşey sanıyor. Adam tek başına kalma, gördüm seni yaşın da var, seni kuma alayım diyor, adam mahallenin fotografçısı kapısına dayanıp cumle aleme rezil ediyorum. Göçmen kızıyım karate tekniklerinin hepsini bir anda öğreniyorum. Adamın nikahlı karısı başını eğiyor. Nasıl olabilir diye bağırırken nikahlı kadın sesini çıkaramıyor. Mahalleden taşınmıyor ama uzun bir sure sokağa çıkamıyor. Sonra bir gun mor gozuyle kadını goruyorum yanında bir kadın daha önlerinde adam... başka bir kuma almış .. sadece başımı sallıyorum. göçmen kızıyım bir insanı sevme biçimlerini öğreniyorum.
Bazen resmi bazen dinen, bazen 4 kişiyi birden bile sevebiliyor bazı adamlar, ben yapamıyorum kafam karışıyor. Herşeyi bırakıp gidiyorum. Bu defa türküm. Başka bir ülkede ne göçmen ne de pis.. Türkleri pek sevmiyorlar, ama kendilerinden başka kimseyi sevmedikleri için aldırmıyorum. Bu defa bir zenci beni bulup anlamadıgım dilde konuşma burası memleketin degil senin diyor. Ben sana kara diyor muyum deyince pis ırkçı oluyorum.
Doğdugum topraklar gidiyorum,herşey yabancı. Evim yabancı toprak yabancı. Kumsalında yuvarlandıgım sahilde dalgalar bile bir başka. çernobili düşünüyorum.
Acaba radyasyon yağarken bu türk bu bulgar diye düşünmüş müydü? yüksek sesle gülüyorum. En yakın arkadaşım bir bulgar kızı. Elimi tutuyor beraber denize koşuyoruz. Buyudugum şehre dönüyorum. Butun fikirler kuşatılmış 9-6 işbaşı yapıyor tüm devrimciler. Mesai saatleri dışında bar taburelerinde memleket kurtarılıyor. Rakı sofrasına anason koktugu için oturamıyorum. ben erik rakısı içerim . memleketi kurtarmayı beceremeyip nihavend makamında söyleniyorum. Bilimsel kariyerim başlamadan sona ermiş, ruhum evsiz . kayıp bir göçmen kızıyım, aranıyorum.

3 Nisan 2015 Cuma

Aslolan manyaklıktır..

Biliyor musun benim içinde mutlu olduğum bir evim olmadı hiç?
İçinde mutlu olduğum bahçe oldu, ayakkabım oldu, arkadaş grubum oldu da ev mevzusu pek karışık. Evler ağır kusurlu ve ruhuma darlanmalı geldi hep. Mümkün mertebe pencereleri açık hatta tavanı açık mekanlarda huzur duyuyorum. Camlar kocaman kocaman olsun ışık gelsin hava gelsin mikrop girsin hayat girsin gibi kaygılı kaygılı bakıyorum kuçük camlı evler karşıma çıktıkça. Ev alma/kiralama hallerinde ise doğrudan bu kapıyı kaldırsak bu camı yere kadar yapsak tarzı sorularla ev sahiplerini ve aile efradını delirtmeye gayret ediyorum. Cam mevzusu önemli. Büyüklüğü kadar işlevselliği de önemli haliyle. Açılabilmeli hem de ardına kadar.. Tavanda camı olan bir evde yaşadım ve pek huzur verirdi bana o cam. Gökyüzüne geceleyin bakıp yıldızları ve kayıp giden yapraklara ilişik hayalleri saymak pek keyifliydi. Ama bitti.
Büyük camlar ısı kaybı ve güvenlik zaafıymış. Eeee? Mecburum yani camlara demir parmaklık koydurmaya.. Ev yaptır sonra :camlara parmaklık. Hapishanenin gönüllü versiyonu. Nasıl huzur bulabilir ki insan demir yığınının ardından bakarken dışarıya..
Evine trambolin koyduran ender insanlardan olabilirim. Fırsat verilirse tabii. Hatta direk dansı için direk, merdiven yerine kaydırak, banyoya kocaman cam ve çatıdan aşağıya sarkan evi saran türden çiçekler ekmeliyim. Haleti ruhiye bu olunca aranan ev hiç bulunamıyor. Camlardan gayrı beklentiler denize sıfır, denize tepeden bakan bir kayalığın tepesinde, insanlardan uzak ama insanlara yakın, ege iklimli yunan tipli az da dağ evi havasında bir karışım bırakın hazırda bulunsun tamamiyle para esasıyla inşaası gene de az mumkun bir ihtimale dönüşüyor.
Şartlarımın hangisinden vazgeçmeye meyletsem bir bakıyorum ki hepsi birden ağır hasar almış ev ola ola komşu hasan abinin tasarımı balkonu odaya katmış bahçeye tavuk salmış bi de kümesten bozup ev yapmış haline dönüyor.
Yani ... olmuyor olmuyor istesem de..


mükemmel derecede biçimsiz

        Kulaklarında bir uğultu ile uyanmak, aynı anda biçimsiz bir şekilde ayağının altının kaşınması ve sırtının kanapede uyumaktan tutulması sıradan bir insanın sıradan bir sabahıdır belki. Ve ben sadece fazlasıyla düşünüp hiçbirşey yapmıyorum aslında. Ya da düşünmek fazlasıyla değildir de sadece çok sıkılmaktan dolayı kendimi önemli ve meşgul hissetmek için yaptığım birşeydir.
         Ellerim güzel sayılmaz. Ama güzel olmalarını isterdim, vücudumun geri kalan kısmının çok güzel ve sağlıklı olmasını istediğim gibi. 20lerimdeyken sıradan ve zevksiz ama düzgün bacaklı bir zamansal dilimde yaşarken, bunu çok önemsemezdim. Şimdiyse hem tombul hem zevksiz hem de uyuz biri oldum. Herşeyin kafamdaki mükemmele uyduğu ölçüde alınabilirliği/giyilebilirliği/yaşanabilirliği/tüketilebilirliği ve hadi işi iyice zevzekliğe vurayım mutlu edebilirliği var. Sürdürebildiğim tek iddiam ise hümanist ve düşünceli olmak. Oysa gizli ırkçı ve basbayağı insani ölçüde bencil ve önyargılıyımdır.
En mutlu olduğum zaman dilimi uzaklara kaçabildiğim ve dönmemeyi başarabildiğim anlardı. Beni bağlayan tüm iplerin koparılabilir ve incecik olduklarını düşündüğüm ufacık saniyeler. Sonra hep bir bahane bulup döndüm ve bunda da başarılı bir sürdürülebilirlik yakalayamadım.
Aslında biliminsanı falan olacaktım, büyük buluşlar yapacaktım, ya da süpermen gibi süzülecektim gökyüzünde, en azından balık gibi o okyanus senin bu okyanus benim yüze yüze dolaşacaktım. Planladığım gibi olmadı. Aşık falan oldum. Çocuk yaptım. Kariyeri pek sallamadım o kendi kendine oldu. Hayatımdaki hiçbir şey ekstrem bir güç gerektirmedi. En acıklı yerinde bile beni sarmalayan yumuşak bir iklim vardı. Kulağıma İzzy'nin over the Rainbow'undan, ya da Boccelli den birşeyler mırıldanan ılıman bir yumuşaklık.
Gerçek...
Gerçek ile arzulanan gerçeklik arasında reklamlarda super güzel yeşillikler içindeki evlerinde yaşayan insanların duvar boyası ile  bizim evin laz muteahidinin yaptığı yamuk duvara ne sürersen sür öyle olmayacağı bağlantısı mevcut.
Eğreti ve 38lik kısmı bitmiş her tarafı iyi olduğu kadar şikayet dolu az defolu mal işte.
Türkçe dil paketi güncellemesi mevcut ama bazı yerlerde hala ikinci kanal yayın hatta ne ikisi.. düşünürken uyurken konuşurken ve özellikle dilerken karmaşası kendisi gibi hepsinden az alıp çok büyük bişi yapma gayretiyle saçmalayan program.
Jaguar E type 1960lar ve katamaran tipi tekneler seviyorum. Çok mühim bir mevzuymuş gibi ev alıp aslında tekne istiyorum ama kimseyi ikna edemiyorum gerekliymiş gibi. Portakalların rengini ve kokusu güzel ama tadını sevmiyorum. Aynı mandalinaları sevmediğim ve limonun tadına bayıldığım gibi. Beni anlayıp her daim dinleyecek kadar sabırlı arkadaşlarım okyanusötesi ülkelerde ve ben çok yalnız oldugum gerçeğiyle yüzleşmemek adına hep mil puanlarımın bilete yetecek miktarda olmasına ve sanırım gidebilecek durumda olmaya özen gösteriyorum. Aslında içimde çok komiğim ama espirilerim anlaşılmadığı için gülen sayısı biraz 0'a yakınsıyor. Kafamın çalışma prensibi diferansiyel hesapla emme basma tulumbayı çalıştırmayı anlatmak gibi. Kendi basit yolu entrika.
Şimdi çoktan seçmeli sınavlarda yanlış sütüna işaretleme yaptım da birinci oldum gibi hayatım var. Benden başka kimseye söylemiyorum kendime gayet zeki ve mutlu süsü verip gururla yürüyorum.
Sahi bi ben mi böyleyim?